30 Kasım 2010 Salı

İnception-Başlangıç izle


Yapım:2010 ~ ABD, İngiltere



Tür:Aksiyon, Bilim Kurgu, Dram, Gerilim, Gizem, Suç


Yönetmen:Christopher Nolan


Senaryo:Christopher Nolan


Senaryo (Kitap):Jonathan Nolan


Yapımcı:Christopher Nolan, Jordan Goldberg, Zakaria Alaoui, Emma Thomas


Görüntü Yönetmeni:Wally Pfister


Müzik:Hans Zimmer, David Julyan


Süre:2 saat 22 dk


Gösterim Tarihi: 30 Temmuz 2010 (Türkiye)


Dom Cobb ismindeki üstün yeteneklere sahip bir hırsızı konu alan filmde Cobb’un uzmanlık alanı zihnin en savunmasız ve bi nevi hipnoz halinde olduğu rüya anında bilinçaltındaki derinliklerdeki sırları ortaya çıkarıp onları çalmaktır. Cobb’un bu özelliği onu casusluk konusunda tehlikeli bir oyuncu yapsada sevdiği herşeyi kaybetmesine yol açacaktır. Sıradışı bir film sizi bekliyor.

Avm'ler Pazar Günleri Kapanmalı


Sayıları her geçen sene artan Avm'ler şehirlerin ekonomik, sosyal yapısını ve kent dokusunu tahrip eder boyuta gelmiştir. En kısa sürede bir önlem alınmaz ise ülkenin büyük bir özveriyle biriktirdiği tasarrufu ve öz kaynakları iş yapamayan Avm'lerde heba edilmiş olacaktır.

Ağızlarını her açtıklarında buralarda binlerce kişiye istihdam yarattıklarını söyleyen yatırımcılar ve buraları pazarlayan kişi ve kurumlar aslında kısa sürede yatırımlarının maliyetlerini çıkarıp, kara geçme arzularını bu argümanın ardına sığınarak gizlemeye çalışmaktadır. Avm'ler, bir kentin yerleşik düzenini kısa sürede alt üst ederek ve sosyal dokusunu bozarak, şehrin açık alanlarındaki, caddelerindeki mağaza ve dükkanlarını iş yapamaz hale getirerek oradaki ticaret erbabının ve esnafın fakirleşmesine, hatta işini kaybetmesine neden olmaktadır. Bu insanların geçindirmek zorunda olduğu aileler de düşünüldüğünde şehrin küçümsenmeyecek bir nüfusu hiç hesapta olmayan bu gelişmeden ciddi zarar görmektedir.

Üstüne üstlük Avm’lere Pazar günleri ve tatil günleri geç saatlere kadar açık kalabilme ayrıcalığının verilmesi haksız rekabet yaratmakta ve sanki açık alanlardaki dükkan ve mağazalara ‘siz kapalı olun ki Avm'ler iş yapsın’ denmek istenmektedir. Hiç bir şey yapılamıyorsa en azından bu adaletsizlik ortadan kaldırılmalı, Avm'ler de diğer işyerleri gibi sabah saat 8:00 de açılıp, akşam (yeme içme, eğlence yerleri hariç) saat 8:00 de ve Pazar ve tatil günleri (yeme, içme eğlence yerleri hariç) tam gün kapalı olmalıdır.

Terazinin bir kefesine kazançlar, diğer kefesine kayıplar konulduğunda kayıplar çok ağır basar. Yeni açılan bir Avm’nin çoğu asgari ücretli, takriben 1000 kişiye istihdam yaratır. Dolayısıyla terazinin bir kefesinde sayıları yüzlerle ifade edilen, ağırlığını yabancı sermayedarların oluşturduğu, kısa sürede kar etmek isteyen yatırımcılar vardır. Bu yatırımcıların amacı o şehrin kalkınmasına ve zenginleşmesine katkıda bulunmaktan çok elde ettiği karları bir an önce ülkelerine transfer etmektir.

Söz konusu şehrin hemen hemen bütün kazancı az sayıdaki iş gücü istihdamıyla sınırlı iken terazinin diğer kefesinde şehirdeki diğer binlerce iş yeri ve işletmede çalışanlar, sahipleri olan esnaf, tüccar, onlardan kira alan mülk sahipleri yani binlerce kişi ve onların aileleri vardır. Bu insanlar birbirinden yaptıkları alışverişlerle hem yardımlaşma ve dayanışma içinde sağlam sosyal bir doku hem de o şehrin yerleşik nüfusunu oluştururlar. Oysa açılan yeni Avm'ye gelen işletmecilerin çoğu yabancı bir markanın İstanbul’daki organizasyonu veya temsilcisidir. Dolayısıyla o şehirde yeni açılan Avm'de satış cirolarından ve kira gelirinden yaratılan artı değer yani kazanç o şehirdeki insanlara değil yabancı işletmeciye ve başka bir şehirde konumlanmış yatırım sahibine aittir. Keza kazancın vergilendirilmesinden doğan gelirden de söz konusu şehir fazlaca bir pay alamaz.

Bu durumda esnafını ve tüccarını, kazancını kaybeden şehir hızla fakirleşmeye başlar. Zamanla bomerang geri döner, kazancını kaybeden şehir nüfusu alışverişi kıstıkça kısar ve açılan Avm'ler de artık iş yapamaz duruma gelir ki şu anda bile böyle onlarca Avm vardır. Bu günkü sayılarıyla bile (279 adet olduğu söyleniyor) birbirini köstekleyen Avm’lerin çoğu birkaç yıl içinde tamamen atıl yatırımlara dönüşebilir.

Avm’ler lehine yaratılan bu ayrıcalıklar ortadan kalktığında Avm'ler iştah kabartan yatırım alanı olmakta
çıkacak, yatırımlar ülke yararına üretim alanlarına kayacak ve bu alanda istihdam gelişecektir ki asıl ihtiyaç da budur. Çünkü sadece tüketime dönük Avm benzeri yatırımlarla çoğu uzak doğuda üretilen markalara büyük bir pazar yaratılmakta bunun da ülkeye faydası son derece sınırlı olmaktadır.

Avm’lerin açılış ve kapanış saatlerinin diğer işyerleriyle eşit hale getirilip bu adaletsizliğin ortadan kaldırılmasıyla Avm’lerde çalışan insanlara da epeydir ihmal edilen haftada bir gün tatil imkanı sağlanmış olur. AB ülkelerinde haftalık mesai süresinin genellikle 35-45 saat arasında olduğu düşünülürse yapılacak bu düzenleme bir lütuf değildir. Çünkü günde 10 saat mesai süresiyle 6 günde 60 saat mesaiye katlanmak kolay değildir. Neticede çalışan da bir insandır. Onun da kendine ve ailesine ayıracak zamanı olmalıdır.

Masaüstünüz için 3D Duvar kağıtları(Tıkla-İndir)

Resmin üzerine tıkla ve resmi masaüstüne farklı kaydet.














29 Kasım 2010 Pazartesi

Forklift Kazaları(Video)











Liderlik Yetkinliğini Geliştirmek

Liderlik sadece kurumların en üst düzeyi yöneticilerinin değil, başkalarının kaynaklarını kullanarak herhangi bir konuda değişimi gerçekleştirmek isteyen ve/veya bu konuda görevlendirilen herkes için gerekli bir yetkinlik. Üstelik, geliştirilebilecek bir yetkinlik.


Bu nedenle, liderlik yetkinliğini geliştirmek isteyenlerin dikkat etmeleri gereken davranış biçimlerini incelemekte fayda var. Öncelikle, liderlik edilecek konuda geniş bir bakış açısına ve vizyona sahip olmak gerekiyor. Bu nedenle, ulaşılmak istenen son noktayı göz önünde canlandırabilmek, hayal kurabilmek önemli. Bu konuda bir fikir sahibi olunduğunda, benzer deneyimlerden geçmiş olanların nasıl bir yöntem izlediklerini incelemek hata yapma oranını azaltıyor. En ekonomik olarak kazanılan deneyim, başkalarının deneyiminden faydalanarak kazanılandır. Daha sonra bu yolculuğun potansiyel güçlükleri ve bu güçlükler karşısında yönümüzü kaybetmemek için kullanılacak ölçümlemeler konusunda hazırlık yapmak gerekiyor.

İkinci olarak, değişimi yönlendirmek isteyenlerin öncelikle kendilerini değişime uyarlamaları gerekiyor. Örnek olmadan inandırıcı olmak mümkün değildir. Mahatma Gandi’nin dediği gibi “Başkalarında görmek istediğimiz değişimi, önce kendimizde görmeliyiz.”

Üçüncü olarak, kaynakları kullanılacak kesimleri iyi dinlemek ve onları etkileyecek bir söylem geliştirmek gerekiyor. Onları nelerin heyecanlandırdığı, korkuları ve beklentilerinin neler olduğunu en iyi anlamanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçiyor. İnsanlara değer vermek, onları anlamanın ve onları harekete geçirebilmenin temelidir.

Dördüncü olarak, güçlüklerden korkmamayı onları birer fırsat olarak görebilmeyi sağlayacak bir anlayışa sahip olmak gerekiyor. Sorunlardan kaçmak yerine, onları çözmeyi seçmek liderliğin önemli bir özelliğidir. Yaratıcılığın temeli problem çözmekten keyif almaktır.

Beşinci olarak, liderlik yetkinliği için sürekli gelişimi şiar edinen bir yaklaşım gerekiyor. Üstelik sadece kendisini değil, takım arkadaşlarını da geliştirmek için zaman ve kaynak ayırmak önem taşıyor. Bu konuda özellikle uzun vadeli düşünerek yatırım yapmak takım olarak yetkinliklerin gelişmesine yardımcı oluyor. İyi liderler, bir yandan takımın performansını artırmaya çalışırken, bir yandan da takım üyelerinin kariyerlerinde gelişmelerine destek verirler.

Altıncı olarak, insanları motive edebilmenin en önemli araçlarından biri onların yeteneklerine güvenildiğini hissettirebilmektir. Dolayısıyla, zorlayıcı ancak başarılabilecek hedeflerle yönetilen, ve bu hedeflere ulaşıldığında kutlama yapmayı başaran kurumlarda liderlik potansiyeli gelişir.

Yedinci olarak, liderlik içerik geliştirmeye, fikir geliştirmeye, çevresindekileri yetkelendirmeye, kısaca entelektüel sermayenin gelişmesine katkıda bulunmaya öncelik vererek gelişiyor. Yeni bakış açıları kazanmak, yeniliklere ulaşabilmek için entelektüel sermayeyi geliştirmek gerekiyor.

Bir kurum içinde liderlik yetkinliğinin gelişmesi ve yaygınlaşması için en etkin yöntemlerden birisi örnek yaratmak ve bu örnekleri paylaşmaktır. İyi ve kötü örneklerin paylaşılmasını sağlayan ortamlar yaratmak liderlik geliştirmeye önemli katkı sağlar. Örneklerin paylaşımını ödüllendirmek bu konuda gelişim sağlamaya yardımcı olur.

Özetle, liderlik yetkinliğini geliştirmek isteyen kişi ve kurumların bu konuda yapabilecekleri birçok uygulama var. Şirketlerin yaklaşımları ve politikaları liderlik gelişimini destekleyebilir. Liderlik sorumluluk ve inisiyatif almak demektir. Liderlik yetkinliğini geliştirme konusunda sorumluluk ve inisiyatif almak da en önemli liderlik özelliklerinden birisidir.

Dr. Yılmaz Argüden

Dünya Gazetesi- 07.09.2005

5N 1K Analizi

Değişim Yönetiminde 5N 1K Analizi


İçinde yaşadığımız son çeyrek yüzyılda dünyada en çok konuşulan konuların başında “değişim” gelmektedir. Dünyadaki gelişmeler doğrultusunda makro ve mikro düzeyde tüm organizasyonlarda değişimin kaçınılmaz olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Organizasyonları değişime zorlayan faktörleri şu şekilde özetlemek mümkün:

Globalleşme ve rekabet,

Uluslararası ve bölgesel entegrasyonların önem kazanması,

Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler,

Malzeme teknolojisindeki gelişmeler,

Yeni teknolojik buluşlar,

Yeni oluşan pazarlar dolayısıyla pazar kapma yarışı,

İnsan hakları ve demokrasi alanındaki gelişmeler dolayısıyla, organizasyonlarda insana saygının önem kazanması,

Ekonomik kalkınmanın itici gücünün insan kaynağı olduğunun anlaşılması,

Müşterilerin bilinçlenmesi ve müşteri beklentilerinin (kalite, hızlı servis, ucuzluk, ürünün estetk değeri, güvenli olması vs.) değişmesi,

Çalışanların yönetime katılma ve daha demokratik yönetilme istekleri,

Değişen demografik yapı (iş gücündeki cinsiyet, dil, ırk, kültür farklılıkları vs.),

Sosyalizmin çöküşü ve piyasa ekonomisine geçiş sürecine giren ülkelerdeki pazar potansiyeli,

Bu ve eklenebilecek diğer faktörler organizasyonlarda değişimin zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Değişim konusunu daha iyi anlayabilmek için şu sorulara cevap aranması önem taşımaktadır :

Değişim Ne’dir?


Değişim Niçin / Neden gereklidir?


Değişim yapılarak Nereye ulaşılmak istenmektedir?


Değişim Ne Zaman gerçekleştirilecektir?


Değişim Nasıl yapılacaktır?

Yukarıdaki beş “N” li sorulara ilaveten bir de “K” lı sorunun cevabını araştırmak değişimin başarısı için gereklidir :

Değişimi Kim gerçekleştirecek?

Organizasyonda Değişim ve Yeniden Yapılanmada Başarı için 5-N ve 1-K Yaklaşımı


1. Ne?: Değişim ve yeniden yapılanmadan önce organizasyon yapısının “Ne” olduğunu ve “Ne” tür özelliklere sahip olduğunu bilmek gereklidir.

· Ne türde bir organizasyon yapısına sahibiz? (Kamu organizasyonu, özel organizasyon, kar amacı gütmeyen organizasyon vs.) · Ne tür problemlerle karşı karşıya bulunmaktayız?

2. Niçin? Neden?: Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Niçin (Neden)” gerek olduğu iyi bir şekilde ortaya konulmalıdır.

3. Ne Zaman?: Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Ne Zaman” başlanması gerektiği bir zaman planlaması yapılarak ortaya konulmalıdır. Değişim ve yeniden yapılanma sürecinde tüm yapılacak işlemlerin kilometre taşlarının bir zaman akım şeması içerisinde gösterilmesi gereklidir.

4. Nasıl?: Organizasyon içerisinde değişimin “Nasıl” gerçekleştirileceğine ilişkin bir stratejik planlama yapılmalıdır. Stratejik plan-lama organizasyonun değişim ve yeniden yapılanma ile başarmak istediği ve ulaşmayı arzuladığı amaçları ve bunun nasıl yapılabile-ceğini ortaya koyan bir planlama ve programlama aracıdır.

5. Nereye : Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanma reformu ile “Nereye” ulaşılmak istendiği öncelikle organizasyonun Vizyon Bildirisi içerisinde açık bir şeklde ortaya konulmalıdır. Stratejik planlama içerisinde ayrıca organizasyonda üstlenilen misyon ile “Nereye” ulaşılmak istendiğinin açık ve anlaşılır olması gereklidir.

6. Kim?: Organizasyonda değişimi “Kim” gerçekleştirecektir.

CEO Dediğin Böyle Olur İşte

...“İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar”...


Ford’un başına iki tane Henry geliyor. Bunlardan birincisi buhar kazanlı lokomobillerden, atsız arabalara geçişi tam zamanında yakalayan ve yaptığı T serisi araçlarla oto sanayine öncü olan Henry’dir, ki kurduğu band sistemi ile devrin üretim kalıplarını yıkıyor. Yetmiyor orta sınıfa da otomobil satıp piyasayı darmaduman ediyor... İkincisi de aynı adı ve soyadı taşıyor ama şirketi krizden kurtaramıyor. Gemi su almaya başlayınca yıllardır yanında çalışan bir sivri zekalıyı (Lee Iacocca) fevkalade yetkilerle donatıyor, “Yönetim sende. Ne yaparsan yap, firmayı kurtarmaya bak” diyor.

Lee “ellialtıda ellialtı” gibi bir sloganla 56 model Fordları ayda 56 dolar taksitle ve %20 daha ucuza piyasaya sunuyor, hem stokları eritiyor ve hem de satış liderliğini yakalıyor. Bu arada masrafları kısıyor, pazarlamaya hız katıyor. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, papyonlu müdürlere “birimlerini kârlı hale geçirmeleri için” mühlet tanıyor. Mr. Lee yaşlıların artık arabaya doyduklarını hissediyor. Riski göze alıp, gençlere oynuyor. Maliyeti 2500 doları geçmeyecek, küçük ama konforlu bir araba tasarlıyor ve oturup Mustang’i yapıyor (1964). Efsane otomobil firmayı ipten alıyor, anında kâra geçiriyor. Bu hırçın ama sevimli model çok tutuyor, klasiklerden biri oluyor. Daha çıktığı hafta 22 bin adet satarak rekor kıran yol canavarı; otomatik şanzımanı, afilli jant kapakları, deri koltuklarıyla göz kamaştırıyor. Yılda 100 bin Mustang satmayı hedefleyen Ford, daha o yıl 400 bini aşıyor. (Bugüne kadar 8 milyon tane sattığı biliniyor)

Kovuluyor

Mr. Lee bu arada Honda ile ortak bir mini-van üretmeyi planlıyor. Her ne kadar projenin ayakları yere basıyorsa da 2. Henry anlaşılmaz bir şekilde karşı çıkıyor. Sonra...

Sonra bir gün Lee’yi yemeğe çağırıyor. Fabrikaya cepheden bakan bir restuarantta masa ayırtıp misafirine soruyor. “Ne görüyorsun?”

- Oto üretim tesisleri

- Peki üzerinde ne yazıyor?

- Ford

- İşte o Ford bizzat ve şahsen benim ve orada benim dediğim olur. Şimdi pılını pırtını topla ve kaybol.

Lokmalar Lee’nin boğazına diziliyor. Tatlılardan ne alırsınız diye soran garsona “kalsın” diyor. Dile kolay 32 yıllık emek, bir o kadar başarı tek kelimeyle siliniyor: “Defol!”

Henry, Lee’nin bir başka firmaya giderse 2 milyon dolar tazminattan mahrum kalacağını biliyor. Bu serveti tepebileceğine ihtimal vermiyor. Yorgun otomobilcinin Florida’ya yerleşeceğini, yiyip içip keyfine bakacağını sanıyor.

Kuş Uçunca

Halbuki onun aklından yatmak değil birkaç firmayı birleştirip dünyayı sallamak geçiyor. Fiat, Volkswagen, Mitsubishi, Nissan ve Renault’da bu ışığı görüyor. GM o kadar büyük ve o kadar hantal ki yanına bile yaklaşılmıyor, TOYOTA’da ise işler zaten tıkırında yürüyor. O gözünü uzaklara dikmişken teklif yanıbaşından, bir başka Amerikalı “Chrysler”´den geliyor. Bu firmanın güçlü mühendislik geleneği Lee’yi cezbediyor ve “okey” diyip el sıkışıyor (1979).

Bu arada Henry Ford baltayı taşa vurmanın pişmanlığını yaşıyor, enim konum ayyaş oluyor, teselliyi şişelerde arıyor.

Lee işe hevesle başlıyor, ancak karşısında yılgın, bıkkın ve ıslanmış kadayıf gibi tel tel dökülen bir müessese buluyor. Bir zamanlar tenkisat tedbirleriyle işe yarar mühendislere yol veren Chrysler hamleye hazır görünmüyor. Zaten kasada doğru dürüst para bulunmuyor, kan kaybı her geçen gün artıyor. Üstüne üstlük İran sürtüşmesiyle petrol krizi patlıyor. İnsanlar kuruşlarını bile saklıyor, kimse araba değiştirmeyi düşünmüyor.

Danış, Kazan

Lee, firmanın kurucusunu, hani “İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar” sözleriyle tanınan Walter Chrysler´i örnek alıyor ve ekibi coşturmanın yollarını arıyor.

Omuz omuza

“Amele milleti ne anlar” demiyor, bahçıvana bile akıl soruyor. Neticede insanların “ekonomik” kelimesini fazla ciddiye aldıklarını tespit ediyor. Amerikan alışkanlıklarının aksine Japonlar gibi küçük ve iktisatlı bir araba yapmaya niyetleniyor. Fabrikada sürekli nabız tutan Lee, birimler arasınde irtibat sağlıyor, kendini yönetici sanan dinozorlara kapıyı gösteriyor. Sonra oturup Volkswagen’e ortaklık teklif ediyor ancak Almanlar Chrysler’in içinde bulunduğu bunalımı farkediyor “kusura bakma” diyorlar. İş başa düşünce halkın milliyetçilik damarına basıyor, reklamlarda bizzat kendi oynuyor.

Gelgelelim lafla değil peynir gemisi, ekmek teknesi bile yürümüyor. Lee Iacocca önce kendi maaşını (yılda 360 bin dolar) 1 dolara (evet bir dolara) indiriyor. Sonra yöneticilere “biraz da siz terleyin” diyor. Sendikacı Doug Fraser’i yönetim kurulu toplantısına alıyor, işçi temsilcileri sermayedar gibi fikirlerini söylüyor. Lee yemeklerini işçilerle yiyor, üstü başı gres yağına bulanıyor. Elini işçilerin omuzlarına koyuyor, onlara isimleriyle hitap ediyor. Elemanlarına umut veriyor, morallerini düzeltiyor. Günübirlik yaşayan bir güruhtan; işini seven, firmasına inanan, hedefleri olan bir takım çıkarıyor. GM çalışanlarından saatte iki dolar (ayda 400 dolar civarı) daha düşük ücret almayı kabul ediyorlar.

Değişim Gelişim

“Müşterileriniz değiştikçe, sunduklarınız da değişmeli” diyen Lee artık insanların, çocukları, dadıları ve köpekleriyle dolaştıklarını farkediyor ve onlar için sevimli bir mini-van (Voyager serisi) tasarlıyor. Adam krizlerden bile fırsat çıkarıyor, Amerikalıların sırf ekonomik olsun diye daha yüksek bedeller ödemeye hazır olduklarını hissedince VW Golf’e benzeyen, Omni serisini sunuyor. Bu araba da çok tutuluyor. Uzatmayalım üç yıl içinde Chrysler bataktan kurtuluyor, 13 Haziran 1983 tarihinde devlete olan bütün borçlarını ödeyip düze çıkıyor.

İşte CEO böyle bir şey, şirket yönetimi üzerine çıkan kitapların çoğu Mr. Lee’yi örnek gösteriyor.

CEO Nedir? Neye Yarar?

Tabiri caizse CEO (Chief Executive Officer - Baş İşletme Mesulü) bir orkestra şefidir. Şef kimin neye yarayacağını bilir, zurnacıya davul çaldırmaz. Ofisi üstte gök kubbe, altta yerküredir ve 24 saat vazife yapar. Elbette kızar sinirlenir ama herkesi güleryüzle karşılar. Asla kaşlarını çatmaz, kızmaz, azarlamaz, umutsuzluk pompalamaz. Yürütmenin başıdır ama ayak takımına da mesafe koymaz.

CEO, strateji çizer, kaynakları verimli kullanır, israfa savaş açar. Firmanın sadece kârını değil, adını da yükseltmeye bakar. CEO’nun şahsi itibarı kuruluşun itibarının yüzde 47 ile 49’u arasında değişir ki borsada da öyle olduğunu söylüyorlar. CEO sadece yönetim kuruluna karşı değil, hissedarlara, çalışanlara, müşterilere, sendikalara, basına, kamuoyuna, bakanlıklara karşı da mesuldür. Takdir edersiniz ki yükü ağırdır. Elbiseyi ülke şartlarına göre biçer, dengeleri gözden kaçırmaz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru işler yapar.

CEO’lar umumiyetle aile şirketlerini yönetir, atadan zenginleri iş aleminin anaforlarından korurlar. Bizdeki CEO’lar, Batıdakilerden daha politik olurlar, zira patronu ikna ve idare etmek zorundadırlar. İyi yönetici mühendislerden mi iktisatçılardan mı çıkar? Şimdiki idareciler hepsinden anlar, dahası hammadde, enerji, çevre, siyaset, sendika gibi konularda da bilgi edinir, insan kaynaklarını zayi etmemeye çalışırlar. Evet, resme yukarıdan bakarlar ama odalarının kapısını da açık tutarlar.

Zamanını Yönetemeyen

Lee Iacocca yöneticilere “akşam olduğunda o günki işleri yetiştiremediğinizi görüp kendinize kızıyor musunuz? Hep bir şeyleri yetiştirmek için koşuşturuyor, yoruluyor musunuz” diye sorar. “Doğrusu çalışmaktan tatil yapmaya fırsat bulamadığını söyleyen yöneticileri anlayamıyorum. Kendi zamanını heder eden bir insan, emrindekilerden ne isteyebilir ki? Gelin beni dinleyin, işinizi asla eve götürmeyin! Siz zamanı yönetin, zaman sizi yönetmesin!”

Lee Iacocca aczini bilir, nasibe kısmete inanır. “Dış şartları ne kadar değiştirebilirsin? Biz bir işe girişirken, sonunu ne kadar hesaplayabiliriz? Tahminlerimiz tutsa da, ‘doğruyu bildim’ diyebilir miyiz? Başarı ve servet yolunda avantaj olarak görülen ‘mantık’ ve ‘sağduyu’nun tesiri ne kadar? Nice işbilir yönetici üstüste gelen terslikler yüzünden boğulmadılar mı” diye sorar.

Öyle ya da böyle CEO’lar karizmatiktirler, vizyon, misyon sahibidirler, itimat telkin ederler, zekidirler, dikkatlidirler, problem çözerler, ilham verirler, teşvik ederler.

Hasılı gereklidirler.