29 Kasım 2010 Pazartesi
Liderlik Yetkinliğini Geliştirmek
Liderlik sadece kurumların en üst düzeyi yöneticilerinin değil, başkalarının kaynaklarını kullanarak herhangi bir konuda değişimi gerçekleştirmek isteyen ve/veya bu konuda görevlendirilen herkes için gerekli bir yetkinlik. Üstelik, geliştirilebilecek bir yetkinlik.
Bu nedenle, liderlik yetkinliğini geliştirmek isteyenlerin dikkat etmeleri gereken davranış biçimlerini incelemekte fayda var. Öncelikle, liderlik edilecek konuda geniş bir bakış açısına ve vizyona sahip olmak gerekiyor. Bu nedenle, ulaşılmak istenen son noktayı göz önünde canlandırabilmek, hayal kurabilmek önemli. Bu konuda bir fikir sahibi olunduğunda, benzer deneyimlerden geçmiş olanların nasıl bir yöntem izlediklerini incelemek hata yapma oranını azaltıyor. En ekonomik olarak kazanılan deneyim, başkalarının deneyiminden faydalanarak kazanılandır. Daha sonra bu yolculuğun potansiyel güçlükleri ve bu güçlükler karşısında yönümüzü kaybetmemek için kullanılacak ölçümlemeler konusunda hazırlık yapmak gerekiyor.
İkinci olarak, değişimi yönlendirmek isteyenlerin öncelikle kendilerini değişime uyarlamaları gerekiyor. Örnek olmadan inandırıcı olmak mümkün değildir. Mahatma Gandi’nin dediği gibi “Başkalarında görmek istediğimiz değişimi, önce kendimizde görmeliyiz.”
Üçüncü olarak, kaynakları kullanılacak kesimleri iyi dinlemek ve onları etkileyecek bir söylem geliştirmek gerekiyor. Onları nelerin heyecanlandırdığı, korkuları ve beklentilerinin neler olduğunu en iyi anlamanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçiyor. İnsanlara değer vermek, onları anlamanın ve onları harekete geçirebilmenin temelidir.
Dördüncü olarak, güçlüklerden korkmamayı onları birer fırsat olarak görebilmeyi sağlayacak bir anlayışa sahip olmak gerekiyor. Sorunlardan kaçmak yerine, onları çözmeyi seçmek liderliğin önemli bir özelliğidir. Yaratıcılığın temeli problem çözmekten keyif almaktır.
Beşinci olarak, liderlik yetkinliği için sürekli gelişimi şiar edinen bir yaklaşım gerekiyor. Üstelik sadece kendisini değil, takım arkadaşlarını da geliştirmek için zaman ve kaynak ayırmak önem taşıyor. Bu konuda özellikle uzun vadeli düşünerek yatırım yapmak takım olarak yetkinliklerin gelişmesine yardımcı oluyor. İyi liderler, bir yandan takımın performansını artırmaya çalışırken, bir yandan da takım üyelerinin kariyerlerinde gelişmelerine destek verirler.
Altıncı olarak, insanları motive edebilmenin en önemli araçlarından biri onların yeteneklerine güvenildiğini hissettirebilmektir. Dolayısıyla, zorlayıcı ancak başarılabilecek hedeflerle yönetilen, ve bu hedeflere ulaşıldığında kutlama yapmayı başaran kurumlarda liderlik potansiyeli gelişir.
Yedinci olarak, liderlik içerik geliştirmeye, fikir geliştirmeye, çevresindekileri yetkelendirmeye, kısaca entelektüel sermayenin gelişmesine katkıda bulunmaya öncelik vererek gelişiyor. Yeni bakış açıları kazanmak, yeniliklere ulaşabilmek için entelektüel sermayeyi geliştirmek gerekiyor.
Bir kurum içinde liderlik yetkinliğinin gelişmesi ve yaygınlaşması için en etkin yöntemlerden birisi örnek yaratmak ve bu örnekleri paylaşmaktır. İyi ve kötü örneklerin paylaşılmasını sağlayan ortamlar yaratmak liderlik geliştirmeye önemli katkı sağlar. Örneklerin paylaşımını ödüllendirmek bu konuda gelişim sağlamaya yardımcı olur.
Özetle, liderlik yetkinliğini geliştirmek isteyen kişi ve kurumların bu konuda yapabilecekleri birçok uygulama var. Şirketlerin yaklaşımları ve politikaları liderlik gelişimini destekleyebilir. Liderlik sorumluluk ve inisiyatif almak demektir. Liderlik yetkinliğini geliştirme konusunda sorumluluk ve inisiyatif almak da en önemli liderlik özelliklerinden birisidir.
Dr. Yılmaz Argüden
Dünya Gazetesi- 07.09.2005
Bu nedenle, liderlik yetkinliğini geliştirmek isteyenlerin dikkat etmeleri gereken davranış biçimlerini incelemekte fayda var. Öncelikle, liderlik edilecek konuda geniş bir bakış açısına ve vizyona sahip olmak gerekiyor. Bu nedenle, ulaşılmak istenen son noktayı göz önünde canlandırabilmek, hayal kurabilmek önemli. Bu konuda bir fikir sahibi olunduğunda, benzer deneyimlerden geçmiş olanların nasıl bir yöntem izlediklerini incelemek hata yapma oranını azaltıyor. En ekonomik olarak kazanılan deneyim, başkalarının deneyiminden faydalanarak kazanılandır. Daha sonra bu yolculuğun potansiyel güçlükleri ve bu güçlükler karşısında yönümüzü kaybetmemek için kullanılacak ölçümlemeler konusunda hazırlık yapmak gerekiyor.
İkinci olarak, değişimi yönlendirmek isteyenlerin öncelikle kendilerini değişime uyarlamaları gerekiyor. Örnek olmadan inandırıcı olmak mümkün değildir. Mahatma Gandi’nin dediği gibi “Başkalarında görmek istediğimiz değişimi, önce kendimizde görmeliyiz.”
Üçüncü olarak, kaynakları kullanılacak kesimleri iyi dinlemek ve onları etkileyecek bir söylem geliştirmek gerekiyor. Onları nelerin heyecanlandırdığı, korkuları ve beklentilerinin neler olduğunu en iyi anlamanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçiyor. İnsanlara değer vermek, onları anlamanın ve onları harekete geçirebilmenin temelidir.
Dördüncü olarak, güçlüklerden korkmamayı onları birer fırsat olarak görebilmeyi sağlayacak bir anlayışa sahip olmak gerekiyor. Sorunlardan kaçmak yerine, onları çözmeyi seçmek liderliğin önemli bir özelliğidir. Yaratıcılığın temeli problem çözmekten keyif almaktır.
Beşinci olarak, liderlik yetkinliği için sürekli gelişimi şiar edinen bir yaklaşım gerekiyor. Üstelik sadece kendisini değil, takım arkadaşlarını da geliştirmek için zaman ve kaynak ayırmak önem taşıyor. Bu konuda özellikle uzun vadeli düşünerek yatırım yapmak takım olarak yetkinliklerin gelişmesine yardımcı oluyor. İyi liderler, bir yandan takımın performansını artırmaya çalışırken, bir yandan da takım üyelerinin kariyerlerinde gelişmelerine destek verirler.
Altıncı olarak, insanları motive edebilmenin en önemli araçlarından biri onların yeteneklerine güvenildiğini hissettirebilmektir. Dolayısıyla, zorlayıcı ancak başarılabilecek hedeflerle yönetilen, ve bu hedeflere ulaşıldığında kutlama yapmayı başaran kurumlarda liderlik potansiyeli gelişir.
Yedinci olarak, liderlik içerik geliştirmeye, fikir geliştirmeye, çevresindekileri yetkelendirmeye, kısaca entelektüel sermayenin gelişmesine katkıda bulunmaya öncelik vererek gelişiyor. Yeni bakış açıları kazanmak, yeniliklere ulaşabilmek için entelektüel sermayeyi geliştirmek gerekiyor.
Bir kurum içinde liderlik yetkinliğinin gelişmesi ve yaygınlaşması için en etkin yöntemlerden birisi örnek yaratmak ve bu örnekleri paylaşmaktır. İyi ve kötü örneklerin paylaşılmasını sağlayan ortamlar yaratmak liderlik geliştirmeye önemli katkı sağlar. Örneklerin paylaşımını ödüllendirmek bu konuda gelişim sağlamaya yardımcı olur.
Özetle, liderlik yetkinliğini geliştirmek isteyen kişi ve kurumların bu konuda yapabilecekleri birçok uygulama var. Şirketlerin yaklaşımları ve politikaları liderlik gelişimini destekleyebilir. Liderlik sorumluluk ve inisiyatif almak demektir. Liderlik yetkinliğini geliştirme konusunda sorumluluk ve inisiyatif almak da en önemli liderlik özelliklerinden birisidir.
Dr. Yılmaz Argüden
Dünya Gazetesi- 07.09.2005
5N 1K Analizi
Değişim Yönetiminde 5N 1K Analizi
İçinde yaşadığımız son çeyrek yüzyılda dünyada en çok konuşulan konuların başında “değişim” gelmektedir. Dünyadaki gelişmeler doğrultusunda makro ve mikro düzeyde tüm organizasyonlarda değişimin kaçınılmaz olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Organizasyonları değişime zorlayan faktörleri şu şekilde özetlemek mümkün:
Globalleşme ve rekabet,
Uluslararası ve bölgesel entegrasyonların önem kazanması,
Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler,
Malzeme teknolojisindeki gelişmeler,
Yeni teknolojik buluşlar,
Yeni oluşan pazarlar dolayısıyla pazar kapma yarışı,
İnsan hakları ve demokrasi alanındaki gelişmeler dolayısıyla, organizasyonlarda insana saygının önem kazanması,
Ekonomik kalkınmanın itici gücünün insan kaynağı olduğunun anlaşılması,
Müşterilerin bilinçlenmesi ve müşteri beklentilerinin (kalite, hızlı servis, ucuzluk, ürünün estetk değeri, güvenli olması vs.) değişmesi,
Çalışanların yönetime katılma ve daha demokratik yönetilme istekleri,
Değişen demografik yapı (iş gücündeki cinsiyet, dil, ırk, kültür farklılıkları vs.),
Sosyalizmin çöküşü ve piyasa ekonomisine geçiş sürecine giren ülkelerdeki pazar potansiyeli,
Bu ve eklenebilecek diğer faktörler organizasyonlarda değişimin zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Değişim konusunu daha iyi anlayabilmek için şu sorulara cevap aranması önem taşımaktadır :
Değişim Ne’dir?
Değişim Niçin / Neden gereklidir?
Değişim yapılarak Nereye ulaşılmak istenmektedir?
Değişim Ne Zaman gerçekleştirilecektir?
Değişim Nasıl yapılacaktır?
Yukarıdaki beş “N” li sorulara ilaveten bir de “K” lı sorunun cevabını araştırmak değişimin başarısı için gereklidir :
Değişimi Kim gerçekleştirecek?
Organizasyonda Değişim ve Yeniden Yapılanmada Başarı için 5-N ve 1-K Yaklaşımı
1. Ne?: Değişim ve yeniden yapılanmadan önce organizasyon yapısının “Ne” olduğunu ve “Ne” tür özelliklere sahip olduğunu bilmek gereklidir.
· Ne türde bir organizasyon yapısına sahibiz? (Kamu organizasyonu, özel organizasyon, kar amacı gütmeyen organizasyon vs.) · Ne tür problemlerle karşı karşıya bulunmaktayız?
2. Niçin? Neden?: Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Niçin (Neden)” gerek olduğu iyi bir şekilde ortaya konulmalıdır.
3. Ne Zaman?: Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Ne Zaman” başlanması gerektiği bir zaman planlaması yapılarak ortaya konulmalıdır. Değişim ve yeniden yapılanma sürecinde tüm yapılacak işlemlerin kilometre taşlarının bir zaman akım şeması içerisinde gösterilmesi gereklidir.
4. Nasıl?: Organizasyon içerisinde değişimin “Nasıl” gerçekleştirileceğine ilişkin bir stratejik planlama yapılmalıdır. Stratejik plan-lama organizasyonun değişim ve yeniden yapılanma ile başarmak istediği ve ulaşmayı arzuladığı amaçları ve bunun nasıl yapılabile-ceğini ortaya koyan bir planlama ve programlama aracıdır.
5. Nereye : Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanma reformu ile “Nereye” ulaşılmak istendiği öncelikle organizasyonun Vizyon Bildirisi içerisinde açık bir şeklde ortaya konulmalıdır. Stratejik planlama içerisinde ayrıca organizasyonda üstlenilen misyon ile “Nereye” ulaşılmak istendiğinin açık ve anlaşılır olması gereklidir.
6. Kim?: Organizasyonda değişimi “Kim” gerçekleştirecektir.
İçinde yaşadığımız son çeyrek yüzyılda dünyada en çok konuşulan konuların başında “değişim” gelmektedir. Dünyadaki gelişmeler doğrultusunda makro ve mikro düzeyde tüm organizasyonlarda değişimin kaçınılmaz olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Organizasyonları değişime zorlayan faktörleri şu şekilde özetlemek mümkün:
Globalleşme ve rekabet,
Uluslararası ve bölgesel entegrasyonların önem kazanması,
Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler,
Malzeme teknolojisindeki gelişmeler,
Yeni teknolojik buluşlar,
Yeni oluşan pazarlar dolayısıyla pazar kapma yarışı,
İnsan hakları ve demokrasi alanındaki gelişmeler dolayısıyla, organizasyonlarda insana saygının önem kazanması,
Ekonomik kalkınmanın itici gücünün insan kaynağı olduğunun anlaşılması,
Müşterilerin bilinçlenmesi ve müşteri beklentilerinin (kalite, hızlı servis, ucuzluk, ürünün estetk değeri, güvenli olması vs.) değişmesi,
Çalışanların yönetime katılma ve daha demokratik yönetilme istekleri,
Değişen demografik yapı (iş gücündeki cinsiyet, dil, ırk, kültür farklılıkları vs.),
Sosyalizmin çöküşü ve piyasa ekonomisine geçiş sürecine giren ülkelerdeki pazar potansiyeli,
Bu ve eklenebilecek diğer faktörler organizasyonlarda değişimin zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Değişim konusunu daha iyi anlayabilmek için şu sorulara cevap aranması önem taşımaktadır :
Değişim Ne’dir?
Değişim Niçin / Neden gereklidir?
Değişim yapılarak Nereye ulaşılmak istenmektedir?
Değişim Ne Zaman gerçekleştirilecektir?
Değişim Nasıl yapılacaktır?
Yukarıdaki beş “N” li sorulara ilaveten bir de “K” lı sorunun cevabını araştırmak değişimin başarısı için gereklidir :
Değişimi Kim gerçekleştirecek?
Organizasyonda Değişim ve Yeniden Yapılanmada Başarı için 5-N ve 1-K Yaklaşımı
1. Ne?: Değişim ve yeniden yapılanmadan önce organizasyon yapısının “Ne” olduğunu ve “Ne” tür özelliklere sahip olduğunu bilmek gereklidir.
· Ne türde bir organizasyon yapısına sahibiz? (Kamu organizasyonu, özel organizasyon, kar amacı gütmeyen organizasyon vs.) · Ne tür problemlerle karşı karşıya bulunmaktayız?
2. Niçin? Neden?: Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Niçin (Neden)” gerek olduğu iyi bir şekilde ortaya konulmalıdır.
3. Ne Zaman?: Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Ne Zaman” başlanması gerektiği bir zaman planlaması yapılarak ortaya konulmalıdır. Değişim ve yeniden yapılanma sürecinde tüm yapılacak işlemlerin kilometre taşlarının bir zaman akım şeması içerisinde gösterilmesi gereklidir.
4. Nasıl?: Organizasyon içerisinde değişimin “Nasıl” gerçekleştirileceğine ilişkin bir stratejik planlama yapılmalıdır. Stratejik plan-lama organizasyonun değişim ve yeniden yapılanma ile başarmak istediği ve ulaşmayı arzuladığı amaçları ve bunun nasıl yapılabile-ceğini ortaya koyan bir planlama ve programlama aracıdır.
5. Nereye : Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanma reformu ile “Nereye” ulaşılmak istendiği öncelikle organizasyonun Vizyon Bildirisi içerisinde açık bir şeklde ortaya konulmalıdır. Stratejik planlama içerisinde ayrıca organizasyonda üstlenilen misyon ile “Nereye” ulaşılmak istendiğinin açık ve anlaşılır olması gereklidir.
6. Kim?: Organizasyonda değişimi “Kim” gerçekleştirecektir.
CEO Dediğin Böyle Olur İşte
...“İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar”...
Ford’un başına iki tane Henry geliyor. Bunlardan birincisi buhar kazanlı lokomobillerden, atsız arabalara geçişi tam zamanında yakalayan ve yaptığı T serisi araçlarla oto sanayine öncü olan Henry’dir, ki kurduğu band sistemi ile devrin üretim kalıplarını yıkıyor. Yetmiyor orta sınıfa da otomobil satıp piyasayı darmaduman ediyor... İkincisi de aynı adı ve soyadı taşıyor ama şirketi krizden kurtaramıyor. Gemi su almaya başlayınca yıllardır yanında çalışan bir sivri zekalıyı (Lee Iacocca) fevkalade yetkilerle donatıyor, “Yönetim sende. Ne yaparsan yap, firmayı kurtarmaya bak” diyor.
Lee “ellialtıda ellialtı” gibi bir sloganla 56 model Fordları ayda 56 dolar taksitle ve %20 daha ucuza piyasaya sunuyor, hem stokları eritiyor ve hem de satış liderliğini yakalıyor. Bu arada masrafları kısıyor, pazarlamaya hız katıyor. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, papyonlu müdürlere “birimlerini kârlı hale geçirmeleri için” mühlet tanıyor. Mr. Lee yaşlıların artık arabaya doyduklarını hissediyor. Riski göze alıp, gençlere oynuyor. Maliyeti 2500 doları geçmeyecek, küçük ama konforlu bir araba tasarlıyor ve oturup Mustang’i yapıyor (1964). Efsane otomobil firmayı ipten alıyor, anında kâra geçiriyor. Bu hırçın ama sevimli model çok tutuyor, klasiklerden biri oluyor. Daha çıktığı hafta 22 bin adet satarak rekor kıran yol canavarı; otomatik şanzımanı, afilli jant kapakları, deri koltuklarıyla göz kamaştırıyor. Yılda 100 bin Mustang satmayı hedefleyen Ford, daha o yıl 400 bini aşıyor. (Bugüne kadar 8 milyon tane sattığı biliniyor)
Kovuluyor
Mr. Lee bu arada Honda ile ortak bir mini-van üretmeyi planlıyor. Her ne kadar projenin ayakları yere basıyorsa da 2. Henry anlaşılmaz bir şekilde karşı çıkıyor. Sonra...
Sonra bir gün Lee’yi yemeğe çağırıyor. Fabrikaya cepheden bakan bir restuarantta masa ayırtıp misafirine soruyor. “Ne görüyorsun?”
- Oto üretim tesisleri
- Peki üzerinde ne yazıyor?
- Ford
- İşte o Ford bizzat ve şahsen benim ve orada benim dediğim olur. Şimdi pılını pırtını topla ve kaybol.
Lokmalar Lee’nin boğazına diziliyor. Tatlılardan ne alırsınız diye soran garsona “kalsın” diyor. Dile kolay 32 yıllık emek, bir o kadar başarı tek kelimeyle siliniyor: “Defol!”
Henry, Lee’nin bir başka firmaya giderse 2 milyon dolar tazminattan mahrum kalacağını biliyor. Bu serveti tepebileceğine ihtimal vermiyor. Yorgun otomobilcinin Florida’ya yerleşeceğini, yiyip içip keyfine bakacağını sanıyor.
Kuş Uçunca
Halbuki onun aklından yatmak değil birkaç firmayı birleştirip dünyayı sallamak geçiyor. Fiat, Volkswagen, Mitsubishi, Nissan ve Renault’da bu ışığı görüyor. GM o kadar büyük ve o kadar hantal ki yanına bile yaklaşılmıyor, TOYOTA’da ise işler zaten tıkırında yürüyor. O gözünü uzaklara dikmişken teklif yanıbaşından, bir başka Amerikalı “Chrysler”´den geliyor. Bu firmanın güçlü mühendislik geleneği Lee’yi cezbediyor ve “okey” diyip el sıkışıyor (1979).
Bu arada Henry Ford baltayı taşa vurmanın pişmanlığını yaşıyor, enim konum ayyaş oluyor, teselliyi şişelerde arıyor.
Lee işe hevesle başlıyor, ancak karşısında yılgın, bıkkın ve ıslanmış kadayıf gibi tel tel dökülen bir müessese buluyor. Bir zamanlar tenkisat tedbirleriyle işe yarar mühendislere yol veren Chrysler hamleye hazır görünmüyor. Zaten kasada doğru dürüst para bulunmuyor, kan kaybı her geçen gün artıyor. Üstüne üstlük İran sürtüşmesiyle petrol krizi patlıyor. İnsanlar kuruşlarını bile saklıyor, kimse araba değiştirmeyi düşünmüyor.
Danış, Kazan
Lee, firmanın kurucusunu, hani “İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar” sözleriyle tanınan Walter Chrysler´i örnek alıyor ve ekibi coşturmanın yollarını arıyor.
Omuz omuza
“Amele milleti ne anlar” demiyor, bahçıvana bile akıl soruyor. Neticede insanların “ekonomik” kelimesini fazla ciddiye aldıklarını tespit ediyor. Amerikan alışkanlıklarının aksine Japonlar gibi küçük ve iktisatlı bir araba yapmaya niyetleniyor. Fabrikada sürekli nabız tutan Lee, birimler arasınde irtibat sağlıyor, kendini yönetici sanan dinozorlara kapıyı gösteriyor. Sonra oturup Volkswagen’e ortaklık teklif ediyor ancak Almanlar Chrysler’in içinde bulunduğu bunalımı farkediyor “kusura bakma” diyorlar. İş başa düşünce halkın milliyetçilik damarına basıyor, reklamlarda bizzat kendi oynuyor.
Gelgelelim lafla değil peynir gemisi, ekmek teknesi bile yürümüyor. Lee Iacocca önce kendi maaşını (yılda 360 bin dolar) 1 dolara (evet bir dolara) indiriyor. Sonra yöneticilere “biraz da siz terleyin” diyor. Sendikacı Doug Fraser’i yönetim kurulu toplantısına alıyor, işçi temsilcileri sermayedar gibi fikirlerini söylüyor. Lee yemeklerini işçilerle yiyor, üstü başı gres yağına bulanıyor. Elini işçilerin omuzlarına koyuyor, onlara isimleriyle hitap ediyor. Elemanlarına umut veriyor, morallerini düzeltiyor. Günübirlik yaşayan bir güruhtan; işini seven, firmasına inanan, hedefleri olan bir takım çıkarıyor. GM çalışanlarından saatte iki dolar (ayda 400 dolar civarı) daha düşük ücret almayı kabul ediyorlar.
Değişim Gelişim
“Müşterileriniz değiştikçe, sunduklarınız da değişmeli” diyen Lee artık insanların, çocukları, dadıları ve köpekleriyle dolaştıklarını farkediyor ve onlar için sevimli bir mini-van (Voyager serisi) tasarlıyor. Adam krizlerden bile fırsat çıkarıyor, Amerikalıların sırf ekonomik olsun diye daha yüksek bedeller ödemeye hazır olduklarını hissedince VW Golf’e benzeyen, Omni serisini sunuyor. Bu araba da çok tutuluyor. Uzatmayalım üç yıl içinde Chrysler bataktan kurtuluyor, 13 Haziran 1983 tarihinde devlete olan bütün borçlarını ödeyip düze çıkıyor.
İşte CEO böyle bir şey, şirket yönetimi üzerine çıkan kitapların çoğu Mr. Lee’yi örnek gösteriyor.
CEO Nedir? Neye Yarar?
Tabiri caizse CEO (Chief Executive Officer - Baş İşletme Mesulü) bir orkestra şefidir. Şef kimin neye yarayacağını bilir, zurnacıya davul çaldırmaz. Ofisi üstte gök kubbe, altta yerküredir ve 24 saat vazife yapar. Elbette kızar sinirlenir ama herkesi güleryüzle karşılar. Asla kaşlarını çatmaz, kızmaz, azarlamaz, umutsuzluk pompalamaz. Yürütmenin başıdır ama ayak takımına da mesafe koymaz.
CEO, strateji çizer, kaynakları verimli kullanır, israfa savaş açar. Firmanın sadece kârını değil, adını da yükseltmeye bakar. CEO’nun şahsi itibarı kuruluşun itibarının yüzde 47 ile 49’u arasında değişir ki borsada da öyle olduğunu söylüyorlar. CEO sadece yönetim kuruluna karşı değil, hissedarlara, çalışanlara, müşterilere, sendikalara, basına, kamuoyuna, bakanlıklara karşı da mesuldür. Takdir edersiniz ki yükü ağırdır. Elbiseyi ülke şartlarına göre biçer, dengeleri gözden kaçırmaz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru işler yapar.
CEO’lar umumiyetle aile şirketlerini yönetir, atadan zenginleri iş aleminin anaforlarından korurlar. Bizdeki CEO’lar, Batıdakilerden daha politik olurlar, zira patronu ikna ve idare etmek zorundadırlar. İyi yönetici mühendislerden mi iktisatçılardan mı çıkar? Şimdiki idareciler hepsinden anlar, dahası hammadde, enerji, çevre, siyaset, sendika gibi konularda da bilgi edinir, insan kaynaklarını zayi etmemeye çalışırlar. Evet, resme yukarıdan bakarlar ama odalarının kapısını da açık tutarlar.
Zamanını Yönetemeyen
Lee Iacocca yöneticilere “akşam olduğunda o günki işleri yetiştiremediğinizi görüp kendinize kızıyor musunuz? Hep bir şeyleri yetiştirmek için koşuşturuyor, yoruluyor musunuz” diye sorar. “Doğrusu çalışmaktan tatil yapmaya fırsat bulamadığını söyleyen yöneticileri anlayamıyorum. Kendi zamanını heder eden bir insan, emrindekilerden ne isteyebilir ki? Gelin beni dinleyin, işinizi asla eve götürmeyin! Siz zamanı yönetin, zaman sizi yönetmesin!”
Lee Iacocca aczini bilir, nasibe kısmete inanır. “Dış şartları ne kadar değiştirebilirsin? Biz bir işe girişirken, sonunu ne kadar hesaplayabiliriz? Tahminlerimiz tutsa da, ‘doğruyu bildim’ diyebilir miyiz? Başarı ve servet yolunda avantaj olarak görülen ‘mantık’ ve ‘sağduyu’nun tesiri ne kadar? Nice işbilir yönetici üstüste gelen terslikler yüzünden boğulmadılar mı” diye sorar.
Öyle ya da böyle CEO’lar karizmatiktirler, vizyon, misyon sahibidirler, itimat telkin ederler, zekidirler, dikkatlidirler, problem çözerler, ilham verirler, teşvik ederler.
Hasılı gereklidirler.
Ford’un başına iki tane Henry geliyor. Bunlardan birincisi buhar kazanlı lokomobillerden, atsız arabalara geçişi tam zamanında yakalayan ve yaptığı T serisi araçlarla oto sanayine öncü olan Henry’dir, ki kurduğu band sistemi ile devrin üretim kalıplarını yıkıyor. Yetmiyor orta sınıfa da otomobil satıp piyasayı darmaduman ediyor... İkincisi de aynı adı ve soyadı taşıyor ama şirketi krizden kurtaramıyor. Gemi su almaya başlayınca yıllardır yanında çalışan bir sivri zekalıyı (Lee Iacocca) fevkalade yetkilerle donatıyor, “Yönetim sende. Ne yaparsan yap, firmayı kurtarmaya bak” diyor.
Lee “ellialtıda ellialtı” gibi bir sloganla 56 model Fordları ayda 56 dolar taksitle ve %20 daha ucuza piyasaya sunuyor, hem stokları eritiyor ve hem de satış liderliğini yakalıyor. Bu arada masrafları kısıyor, pazarlamaya hız katıyor. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, papyonlu müdürlere “birimlerini kârlı hale geçirmeleri için” mühlet tanıyor. Mr. Lee yaşlıların artık arabaya doyduklarını hissediyor. Riski göze alıp, gençlere oynuyor. Maliyeti 2500 doları geçmeyecek, küçük ama konforlu bir araba tasarlıyor ve oturup Mustang’i yapıyor (1964). Efsane otomobil firmayı ipten alıyor, anında kâra geçiriyor. Bu hırçın ama sevimli model çok tutuyor, klasiklerden biri oluyor. Daha çıktığı hafta 22 bin adet satarak rekor kıran yol canavarı; otomatik şanzımanı, afilli jant kapakları, deri koltuklarıyla göz kamaştırıyor. Yılda 100 bin Mustang satmayı hedefleyen Ford, daha o yıl 400 bini aşıyor. (Bugüne kadar 8 milyon tane sattığı biliniyor)
Kovuluyor
Mr. Lee bu arada Honda ile ortak bir mini-van üretmeyi planlıyor. Her ne kadar projenin ayakları yere basıyorsa da 2. Henry anlaşılmaz bir şekilde karşı çıkıyor. Sonra...
Sonra bir gün Lee’yi yemeğe çağırıyor. Fabrikaya cepheden bakan bir restuarantta masa ayırtıp misafirine soruyor. “Ne görüyorsun?”
- Oto üretim tesisleri
- Peki üzerinde ne yazıyor?
- Ford
- İşte o Ford bizzat ve şahsen benim ve orada benim dediğim olur. Şimdi pılını pırtını topla ve kaybol.
Lokmalar Lee’nin boğazına diziliyor. Tatlılardan ne alırsınız diye soran garsona “kalsın” diyor. Dile kolay 32 yıllık emek, bir o kadar başarı tek kelimeyle siliniyor: “Defol!”
Henry, Lee’nin bir başka firmaya giderse 2 milyon dolar tazminattan mahrum kalacağını biliyor. Bu serveti tepebileceğine ihtimal vermiyor. Yorgun otomobilcinin Florida’ya yerleşeceğini, yiyip içip keyfine bakacağını sanıyor.
Kuş Uçunca
Halbuki onun aklından yatmak değil birkaç firmayı birleştirip dünyayı sallamak geçiyor. Fiat, Volkswagen, Mitsubishi, Nissan ve Renault’da bu ışığı görüyor. GM o kadar büyük ve o kadar hantal ki yanına bile yaklaşılmıyor, TOYOTA’da ise işler zaten tıkırında yürüyor. O gözünü uzaklara dikmişken teklif yanıbaşından, bir başka Amerikalı “Chrysler”´den geliyor. Bu firmanın güçlü mühendislik geleneği Lee’yi cezbediyor ve “okey” diyip el sıkışıyor (1979).
Bu arada Henry Ford baltayı taşa vurmanın pişmanlığını yaşıyor, enim konum ayyaş oluyor, teselliyi şişelerde arıyor.
Lee işe hevesle başlıyor, ancak karşısında yılgın, bıkkın ve ıslanmış kadayıf gibi tel tel dökülen bir müessese buluyor. Bir zamanlar tenkisat tedbirleriyle işe yarar mühendislere yol veren Chrysler hamleye hazır görünmüyor. Zaten kasada doğru dürüst para bulunmuyor, kan kaybı her geçen gün artıyor. Üstüne üstlük İran sürtüşmesiyle petrol krizi patlıyor. İnsanlar kuruşlarını bile saklıyor, kimse araba değiştirmeyi düşünmüyor.
Danış, Kazan
Lee, firmanın kurucusunu, hani “İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar” sözleriyle tanınan Walter Chrysler´i örnek alıyor ve ekibi coşturmanın yollarını arıyor.
Omuz omuza
“Amele milleti ne anlar” demiyor, bahçıvana bile akıl soruyor. Neticede insanların “ekonomik” kelimesini fazla ciddiye aldıklarını tespit ediyor. Amerikan alışkanlıklarının aksine Japonlar gibi küçük ve iktisatlı bir araba yapmaya niyetleniyor. Fabrikada sürekli nabız tutan Lee, birimler arasınde irtibat sağlıyor, kendini yönetici sanan dinozorlara kapıyı gösteriyor. Sonra oturup Volkswagen’e ortaklık teklif ediyor ancak Almanlar Chrysler’in içinde bulunduğu bunalımı farkediyor “kusura bakma” diyorlar. İş başa düşünce halkın milliyetçilik damarına basıyor, reklamlarda bizzat kendi oynuyor.
Gelgelelim lafla değil peynir gemisi, ekmek teknesi bile yürümüyor. Lee Iacocca önce kendi maaşını (yılda 360 bin dolar) 1 dolara (evet bir dolara) indiriyor. Sonra yöneticilere “biraz da siz terleyin” diyor. Sendikacı Doug Fraser’i yönetim kurulu toplantısına alıyor, işçi temsilcileri sermayedar gibi fikirlerini söylüyor. Lee yemeklerini işçilerle yiyor, üstü başı gres yağına bulanıyor. Elini işçilerin omuzlarına koyuyor, onlara isimleriyle hitap ediyor. Elemanlarına umut veriyor, morallerini düzeltiyor. Günübirlik yaşayan bir güruhtan; işini seven, firmasına inanan, hedefleri olan bir takım çıkarıyor. GM çalışanlarından saatte iki dolar (ayda 400 dolar civarı) daha düşük ücret almayı kabul ediyorlar.
Değişim Gelişim
“Müşterileriniz değiştikçe, sunduklarınız da değişmeli” diyen Lee artık insanların, çocukları, dadıları ve köpekleriyle dolaştıklarını farkediyor ve onlar için sevimli bir mini-van (Voyager serisi) tasarlıyor. Adam krizlerden bile fırsat çıkarıyor, Amerikalıların sırf ekonomik olsun diye daha yüksek bedeller ödemeye hazır olduklarını hissedince VW Golf’e benzeyen, Omni serisini sunuyor. Bu araba da çok tutuluyor. Uzatmayalım üç yıl içinde Chrysler bataktan kurtuluyor, 13 Haziran 1983 tarihinde devlete olan bütün borçlarını ödeyip düze çıkıyor.
İşte CEO böyle bir şey, şirket yönetimi üzerine çıkan kitapların çoğu Mr. Lee’yi örnek gösteriyor.
CEO Nedir? Neye Yarar?
Tabiri caizse CEO (Chief Executive Officer - Baş İşletme Mesulü) bir orkestra şefidir. Şef kimin neye yarayacağını bilir, zurnacıya davul çaldırmaz. Ofisi üstte gök kubbe, altta yerküredir ve 24 saat vazife yapar. Elbette kızar sinirlenir ama herkesi güleryüzle karşılar. Asla kaşlarını çatmaz, kızmaz, azarlamaz, umutsuzluk pompalamaz. Yürütmenin başıdır ama ayak takımına da mesafe koymaz.
CEO, strateji çizer, kaynakları verimli kullanır, israfa savaş açar. Firmanın sadece kârını değil, adını da yükseltmeye bakar. CEO’nun şahsi itibarı kuruluşun itibarının yüzde 47 ile 49’u arasında değişir ki borsada da öyle olduğunu söylüyorlar. CEO sadece yönetim kuruluna karşı değil, hissedarlara, çalışanlara, müşterilere, sendikalara, basına, kamuoyuna, bakanlıklara karşı da mesuldür. Takdir edersiniz ki yükü ağırdır. Elbiseyi ülke şartlarına göre biçer, dengeleri gözden kaçırmaz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru işler yapar.
CEO’lar umumiyetle aile şirketlerini yönetir, atadan zenginleri iş aleminin anaforlarından korurlar. Bizdeki CEO’lar, Batıdakilerden daha politik olurlar, zira patronu ikna ve idare etmek zorundadırlar. İyi yönetici mühendislerden mi iktisatçılardan mı çıkar? Şimdiki idareciler hepsinden anlar, dahası hammadde, enerji, çevre, siyaset, sendika gibi konularda da bilgi edinir, insan kaynaklarını zayi etmemeye çalışırlar. Evet, resme yukarıdan bakarlar ama odalarının kapısını da açık tutarlar.
Zamanını Yönetemeyen
Lee Iacocca yöneticilere “akşam olduğunda o günki işleri yetiştiremediğinizi görüp kendinize kızıyor musunuz? Hep bir şeyleri yetiştirmek için koşuşturuyor, yoruluyor musunuz” diye sorar. “Doğrusu çalışmaktan tatil yapmaya fırsat bulamadığını söyleyen yöneticileri anlayamıyorum. Kendi zamanını heder eden bir insan, emrindekilerden ne isteyebilir ki? Gelin beni dinleyin, işinizi asla eve götürmeyin! Siz zamanı yönetin, zaman sizi yönetmesin!”
Lee Iacocca aczini bilir, nasibe kısmete inanır. “Dış şartları ne kadar değiştirebilirsin? Biz bir işe girişirken, sonunu ne kadar hesaplayabiliriz? Tahminlerimiz tutsa da, ‘doğruyu bildim’ diyebilir miyiz? Başarı ve servet yolunda avantaj olarak görülen ‘mantık’ ve ‘sağduyu’nun tesiri ne kadar? Nice işbilir yönetici üstüste gelen terslikler yüzünden boğulmadılar mı” diye sorar.
Öyle ya da böyle CEO’lar karizmatiktirler, vizyon, misyon sahibidirler, itimat telkin ederler, zekidirler, dikkatlidirler, problem çözerler, ilham verirler, teşvik ederler.
Hasılı gereklidirler.
Dolar Milyarderlerinin İlk işleri
Arthur Blank:
Bebek bakıcılığı, çamaşırhanede çalışmak ve peyzaj düzenlemesi yapmak…
Çalışma hayatına bu işlerle atılan Arthur Blank, şimdi 1.3 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin iş adamları arasında sayılıyor.
Tim Blixseth:
Marketlerde ürünleri kutulama işinin ardından kereste alım satımıyla iş hayatına atıldı.
Bugün 1.2 milyar dolarlık servetin sahibi olan iş adamı Timberland’ı kurdu ve gayrimenkul yatırımları yaptı. Blixseth ayrıca, Montana´da 130 bin dönüme yayılan ´Yellowstone Club´ adlı dev bir özel kayak ve golf kulübünün de kurucusu.
Danny Gilbert:
İş hayatına pizza dağıtarak başlayan Danny Gilbert bir gecede 78 siparişi yetiştirdiğini belirterek hala iddialı olduğunu söylüyor.
Bankacılık ve spor alanında çalışan iş adamı bugün 1.1 milyar dolarlık servetin sahibi.
Mark Cuban :
12 yaşındayken kapı kapı gezerek çöp torbası satan Cuban, bugün 48 yaşında Dallas Maverick Basketbol Takımı´nın ve 2.3 milyar dolarlık servetin sahibi. Cuban ayrıca radyo, TV ve bağımsız video yayınlarının internetten takip edilmesini sağlayan Broadcast.com sitesinin kurucusu.
Wayne Huizenga:
Bir marangozun oğlu olan ve küçük yaşta kamyon şoförlüğü, pompacılık gibi işlerle hayata atılan 68 yaşındaki çalışan Wayne Huizenga, sıfırdan başladığı iş hayatında 2.1 milyar dolarlık bir servet edindi. Huizenga, Amerika´da çöpleri ayrıştırıp ekonomiye geri kazandıran en büyük atık yönetim şirketinin sahibi olarak 2005’te yılında ‘yılın girişimcisi’
Dolar milyarderlerinin ilk işleri
Jorge Perez:
Yıllar önce Amerika’da bir emlak şirketinde işe başlayan Jorge Perez, bugün Floridalı emlak imparatoru olarak anılıyor. 1.8 milyar dolarlık serveti ise dünyanın en zengin iş adamları arasında sayılmasını sağlıyor.
James Sorenson:
James Sorenson’un kurabiye satarak başladığı iş hayatında bu noktaya geleceğinin hayal edilmesi bile güçtü. Ancak 85 yaşındaki Sorenson, medikal cihazlar ve gayrimenkul alanında çalışarak 4.5 milyar dolarlık bir servet edindi.
Michael Ilitch:
Araba yıkamacılığı yaparak başlayan iş yaşamı boyunca spor ve gıda alanlarında başarılarıyla 1.5 milyar dolarlık servet edindi.
Phillip Ruffin:
70 yaşındaki Philip Ruffin de yıllar önce bir şirkette başladığı işini bırakarak kumarhane ve gayrimenkul alanından 1.4 milyar dolar kazanacağını tahmin edemezdi.
George Kaiser:
Kitap satan bir dükkanda çalışmaya başlayan George Kaiser, petrol ve bankacılık alanında başarılı işlere imza attı ve dünyanın en zengin 100 iş adamı arasına girdi. Kaiser’in edindiği servetin değeri 8.5 milyar dolar.
William Moncrief:
Genç bir mühendis olarak başladığı çalışma hayatında petrol alanında devam etti ve 90 yaşında hayata gözlerini yumduğunda ardında 1 milyar dolarlık bir servet bıraktı.
Kenneth Hendricks:
Küçük yaşlarda babasının yanında çeşitli işlere yardım eden Kenneth Hendricks, daha sonra Spiegel gazetesinde kapıcılık yaptı. Bu yılların ardından iş yaşamında şans ona güldü ve 2.6 milyar dolarlık servetiyle o da artık en zengin iş adamları arasında…
Kaynak: Milliyet
Bebek bakıcılığı, çamaşırhanede çalışmak ve peyzaj düzenlemesi yapmak…
Çalışma hayatına bu işlerle atılan Arthur Blank, şimdi 1.3 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin iş adamları arasında sayılıyor.
Tim Blixseth:
Marketlerde ürünleri kutulama işinin ardından kereste alım satımıyla iş hayatına atıldı.
Bugün 1.2 milyar dolarlık servetin sahibi olan iş adamı Timberland’ı kurdu ve gayrimenkul yatırımları yaptı. Blixseth ayrıca, Montana´da 130 bin dönüme yayılan ´Yellowstone Club´ adlı dev bir özel kayak ve golf kulübünün de kurucusu.
Danny Gilbert:
İş hayatına pizza dağıtarak başlayan Danny Gilbert bir gecede 78 siparişi yetiştirdiğini belirterek hala iddialı olduğunu söylüyor.
Bankacılık ve spor alanında çalışan iş adamı bugün 1.1 milyar dolarlık servetin sahibi.
Mark Cuban :
12 yaşındayken kapı kapı gezerek çöp torbası satan Cuban, bugün 48 yaşında Dallas Maverick Basketbol Takımı´nın ve 2.3 milyar dolarlık servetin sahibi. Cuban ayrıca radyo, TV ve bağımsız video yayınlarının internetten takip edilmesini sağlayan Broadcast.com sitesinin kurucusu.
Wayne Huizenga:
Bir marangozun oğlu olan ve küçük yaşta kamyon şoförlüğü, pompacılık gibi işlerle hayata atılan 68 yaşındaki çalışan Wayne Huizenga, sıfırdan başladığı iş hayatında 2.1 milyar dolarlık bir servet edindi. Huizenga, Amerika´da çöpleri ayrıştırıp ekonomiye geri kazandıran en büyük atık yönetim şirketinin sahibi olarak 2005’te yılında ‘yılın girişimcisi’
Dolar milyarderlerinin ilk işleri
Jorge Perez:
Yıllar önce Amerika’da bir emlak şirketinde işe başlayan Jorge Perez, bugün Floridalı emlak imparatoru olarak anılıyor. 1.8 milyar dolarlık serveti ise dünyanın en zengin iş adamları arasında sayılmasını sağlıyor.
James Sorenson:
James Sorenson’un kurabiye satarak başladığı iş hayatında bu noktaya geleceğinin hayal edilmesi bile güçtü. Ancak 85 yaşındaki Sorenson, medikal cihazlar ve gayrimenkul alanında çalışarak 4.5 milyar dolarlık bir servet edindi.
Michael Ilitch:
Araba yıkamacılığı yaparak başlayan iş yaşamı boyunca spor ve gıda alanlarında başarılarıyla 1.5 milyar dolarlık servet edindi.
Phillip Ruffin:
70 yaşındaki Philip Ruffin de yıllar önce bir şirkette başladığı işini bırakarak kumarhane ve gayrimenkul alanından 1.4 milyar dolar kazanacağını tahmin edemezdi.
George Kaiser:
Kitap satan bir dükkanda çalışmaya başlayan George Kaiser, petrol ve bankacılık alanında başarılı işlere imza attı ve dünyanın en zengin 100 iş adamı arasına girdi. Kaiser’in edindiği servetin değeri 8.5 milyar dolar.
William Moncrief:
Genç bir mühendis olarak başladığı çalışma hayatında petrol alanında devam etti ve 90 yaşında hayata gözlerini yumduğunda ardında 1 milyar dolarlık bir servet bıraktı.
Kenneth Hendricks:
Küçük yaşlarda babasının yanında çeşitli işlere yardım eden Kenneth Hendricks, daha sonra Spiegel gazetesinde kapıcılık yaptı. Bu yılların ardından iş yaşamında şans ona güldü ve 2.6 milyar dolarlık servetiyle o da artık en zengin iş adamları arasında…
Kaynak: Milliyet
Kişisel Marka Olmak!
Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşıyacaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artmaktadır.
Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin yarattığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor. Markaların bile kişiye özel davranmasının söz konusu olduğu günümüzde kişisel marka çok önemlidir. Kişisel farklılıklar öne çıktıkça, kişinin başarı isteği ve azmi oldukça “kişisel marka” çalışmaları önemini artıracaktır.
Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka.
Son yıllara kadar marka kavramı yalnız iş dünyasında konuşulur, tartışılırdı. Günümüzde toplumsal hayatın her alanında bir marka olma çabası başladı.
Marka olmak statü sağlıyor, yüksek ve istikrarlı kazanç anlamına geliyor. Seçilmek ve tercih edilmek anlamına geliyor. Kişisel marka olmak siyasette ve sivil toplum örgütlerinde de değerinizi artırıyor. Günümüzde her şey, ülkeler bile marka oluyor. Turizmde, dış ticarette başarılı ve dünya politikasında etkili olmanın yolunun ülkenin marka haline gelmesinden geçiyor. Sadece sanat, eğlence, politika ve iş dünyasında ki kişiler değil marka olmak isteyenler, birçok kişi kendi dünyalarında ve alanlarında “kişisel marka” olmak için çalışıyorlar.
Kişisel marka bugüne ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşır.
Kişisel Marka Nedir?
Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve profesyonel yaşamınıza bunu aktarmayı başarmak diyebiliriz kısaca. Kişisel Marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine verdiği mesaj, yarattığı fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Öncelikle kendinizi ve özel farklılıklarınızı belirlemenize, sonra başarınızı bunlar üzerinden gerçekleştirmenizi sağlar.
Markanız; yeteneklerinizin, değerlerinizin ve tutkularınızın ifadesi olur. Kişisel marka, kendinize biçtiğiniz değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlenizin kendinize biçtiğiniz değeri anlamasıdır.
Nasıl kişisel marka olunur?
Prensipleriniz marka değerlerini, karakteriniz marka kimliğini, görünüm ve imajınız logoyu, isminiz ise markanızı belirleyecek.
Yani her şey “SİZ” in sorumluluğunuzda. “SİZ”i, yani markanızı ortaya koymak için kullanacağınız, algılanmasını istediğiniz kişilik, marka kişiliğinizdir. İletişimin temel ilkesi olan 5N 1K’yı kişisel markanızı yaratırken bir pusula gibi kullanmalısınız. Markanızın öz değerleri, mesajı, kişiliği ve imajı sizin tanımını çok iyi bildiğiniz ve inandığınız “SİZ” olmalıdır.
“Kendimize odaklanmalı, sahip olduğumuz kaynaklarımız, içimizden çıkardığımız, geliştirdiğimiz özelliklerimiz ile güçlendirdiğimiz bir konumlandırma ile marka olmalıyız.”
Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak yeterli değil sadece. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları yönetmekten geçiyor.
Odaklanın.
Sadeleşin.
Görünür, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olun.
Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün. Şirketin adı, sizin adınız “Ben A.Ş.”
Kendinizi nerede görüyorsunuz?
Kendinizi nerede ve nasıl görmek istiyorsunuz?
Markanızı güçlendirmek için neler yapmanız gerekiyor?
Beş yıllık bir dönem için kendinize bir kariyer/pazarlama stratejisi hazırlayın ve olası bir yol haritası çizin. Kişisel SWOT analizinizi çıkartın. Benzersiz yanlarınızı ortaya çıkartın. Uzmanlık konunuzu seçin. Kendinize yatırım yapacağınız alanları belirleyin ve planlayın. Gelişmesi gereken bilgi, beceri ve yetenekleriniz için harekete geçin. Kişisel isteklerinizi (motivasyonunuzu) besleyen kaynağı keşfedin. Kişisel ürününüz nedir? Ve ürününüzü geliştirecek yaratıcı çözüm önerileriniz nedir? Toplumsal sorumluluk alanınız nedir?
Markalaşın. Satılan değil, alınan şey markanız olsun. Yaşamda başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi bir marka olarak kabul edin ve buna göre davranın.
Kaynak
Yasemin Sungur
http://www.yaseminsungur.com/
Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin yarattığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor. Markaların bile kişiye özel davranmasının söz konusu olduğu günümüzde kişisel marka çok önemlidir. Kişisel farklılıklar öne çıktıkça, kişinin başarı isteği ve azmi oldukça “kişisel marka” çalışmaları önemini artıracaktır.
Gelecek için çalışmaktır, kişisel marka.
Son yıllara kadar marka kavramı yalnız iş dünyasında konuşulur, tartışılırdı. Günümüzde toplumsal hayatın her alanında bir marka olma çabası başladı.
Marka olmak statü sağlıyor, yüksek ve istikrarlı kazanç anlamına geliyor. Seçilmek ve tercih edilmek anlamına geliyor. Kişisel marka olmak siyasette ve sivil toplum örgütlerinde de değerinizi artırıyor. Günümüzde her şey, ülkeler bile marka oluyor. Turizmde, dış ticarette başarılı ve dünya politikasında etkili olmanın yolunun ülkenin marka haline gelmesinden geçiyor. Sadece sanat, eğlence, politika ve iş dünyasında ki kişiler değil marka olmak isteyenler, birçok kişi kendi dünyalarında ve alanlarında “kişisel marka” olmak için çalışıyorlar.
Kişisel marka bugüne ait bir kavramdır ve bizi geleceğe taşır.
Kişisel Marka Nedir?
Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve profesyonel yaşamınıza bunu aktarmayı başarmak diyebiliriz kısaca. Kişisel Marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine/müşterisine verdiği mesaj, yarattığı fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlamasıdır. Öncelikle kendinizi ve özel farklılıklarınızı belirlemenize, sonra başarınızı bunlar üzerinden gerçekleştirmenizi sağlar.
Markanız; yeteneklerinizin, değerlerinizin ve tutkularınızın ifadesi olur. Kişisel marka, kendinize biçtiğiniz değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlenizin kendinize biçtiğiniz değeri anlamasıdır.
Nasıl kişisel marka olunur?
Prensipleriniz marka değerlerini, karakteriniz marka kimliğini, görünüm ve imajınız logoyu, isminiz ise markanızı belirleyecek.
Yani her şey “SİZ” in sorumluluğunuzda. “SİZ”i, yani markanızı ortaya koymak için kullanacağınız, algılanmasını istediğiniz kişilik, marka kişiliğinizdir. İletişimin temel ilkesi olan 5N 1K’yı kişisel markanızı yaratırken bir pusula gibi kullanmalısınız. Markanızın öz değerleri, mesajı, kişiliği ve imajı sizin tanımını çok iyi bildiğiniz ve inandığınız “SİZ” olmalıdır.
“Kendimize odaklanmalı, sahip olduğumuz kaynaklarımız, içimizden çıkardığımız, geliştirdiğimiz özelliklerimiz ile güçlendirdiğimiz bir konumlandırma ile marka olmalıyız.”
Kariyer için çok çalışmak ve doğru işler yapmak yeterli değil sadece. Başarının yolu kendinizi bir çalışan olarak değil, bir marka olarak görüp, kendinizle ilgili algıları yönetmekten geçiyor.
Odaklanın.
Sadeleşin.
Görünür, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olun.
Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün. Şirketin adı, sizin adınız “Ben A.Ş.”
Kendinizi nerede görüyorsunuz?
Kendinizi nerede ve nasıl görmek istiyorsunuz?
Markanızı güçlendirmek için neler yapmanız gerekiyor?
Beş yıllık bir dönem için kendinize bir kariyer/pazarlama stratejisi hazırlayın ve olası bir yol haritası çizin. Kişisel SWOT analizinizi çıkartın. Benzersiz yanlarınızı ortaya çıkartın. Uzmanlık konunuzu seçin. Kendinize yatırım yapacağınız alanları belirleyin ve planlayın. Gelişmesi gereken bilgi, beceri ve yetenekleriniz için harekete geçin. Kişisel isteklerinizi (motivasyonunuzu) besleyen kaynağı keşfedin. Kişisel ürününüz nedir? Ve ürününüzü geliştirecek yaratıcı çözüm önerileriniz nedir? Toplumsal sorumluluk alanınız nedir?
Markalaşın. Satılan değil, alınan şey markanız olsun. Yaşamda başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi bir marka olarak kabul edin ve buna göre davranın.
Kaynak
Yasemin Sungur
http://www.yaseminsungur.com/
Zaman Kazanmanin 10 Yolu
Asagida, zaman yonetimine yonelik 10 teknik bulunuyor. Bu tekniklerle, gunde en azindan bir saat kazanip daha verimli isler icin kullanabilirsiniz.
1. Dengeyi koruyun. Yasaminiz, yedi kritik alandan olusur: saglik, aile, maddiyat, egitim, sosyallik, profesyonellik ve maneviyat. Her gun her alana esit zaman ayiramazsiniz. Ama uzun vadede, her alan icin yeterli miktarda ve kalitede zaman ayirirsaniz, yasaminiz dengelenir. Yok eger bu alanlardan herhangi birini (Iki ya da uc olmasi fark etmez!) ihmal ederseniz, dengenizi yitirir ve basarinizi sabote edersiniz. Sagliginiz icin simdi zaman ayirmazsaniz, daha sonra hastaliga zaman ayirmak zorunda kalirsiniz. Ailenizi ihmal ederseniz, terk edilebilirsiniz ve iliskileri yeniden kurmak daha cok zamaninizi alabilir. Ozellikle kendi isinin sahibi olan kisiler icin dengeyi kurmak zordur, oyle degil mi?
2. Kalemin gucunu kullanin. Zayif bir kalem, en keskin zekadan bile guclu olabilir. Yapilacak isleri bir arac (bir planlayici, kup kagit, avucici bilgisayar, vb.) kullanarak yazma aliskanligi edinin. Zihniniz, detaylardan ziyade resmin butunu konusunda en iyi performansi gosterir. Ayrintilar onemlidir; ama bunlari kalemle yonetin. Birseyi yonetmek istiyorsaniz, once onu olcmelisiniz. Yalnizca gelen siparisleri degil tum isleri not etmek, yapmaniz gereken her seyi daha kolay hatirlamaniza yardimci olur.
3. Gunluk planlama yapin. Soyle bir soz vardir; insanlar, basarisizligi planlamazlar; ama pek cok insan, planlamayi basaramaz. Her aksam oturup elinizin altindaki en degerli kaynagi -onunuzdeki 24 saati- kontrol edebilmek icin zaman ayirin. Isinizi planlayin ve her gun planiniza uygun hareket edin. Bir sonraki gun "yapmaniz gerekenler" ile "yapmak istedikleriniz"in tamamini iceren bir Yapilacak Isler listesi olusturun. Gunluk planiniz olmazsa, dikkatiniz kolayca dagilabilir ve uretkenliginizi artiracak onemli islerle ugrasmak yerine, zamaninizi gurultucu musterilere hizmet vererek harcamak durumunda kalabilirsiniz.
4. Oncelik siralamasi yapin. Yapilacak Isler listenizde, onemli olan ve o kadar onemli olmayan isler olacaktir. Pek cok insanin verimli olmayi istemesine karsin, onemli olan ve o kadar onemli olmayan isler arasinda secim yapmamiz istendiginde, sIklikla, o kadar onemli olmayan isleri seceriz. Bunlar, genel itibariyle, yasamsal islere oranla daha kolay ve hizlidir. Yapilacak Isler listenizde her aksam oncelik siralamasi yapin. Listenizdeki en onemli isin yanina "1" rakamini koyun. Listenizdeki ikinci en onemli isin yanina "2" rakamini koyun, vb. Daha sonra, onem sirasina gore listenizdeki isleri yapin. Listenizdeki her seyi yapamayabilirsiniz; ama en onemli isleri yapmis olacaksiniz. Bu, daha fazla degil, daha akillica calismak ve daha az zamanda daha cok is yapmaktir.
5. Ertelemeyi kontrol edin. Dunyadaki en etkili planlama, yapilmasi gerekenin yapilmasinin yerine gecemez. Onemli isleri erteleriz; cunku, bunu yapmamanin bedelinin ne oldugunu yeterince bilmeyiz ya da bu isi yapmaktan yeterince keyif almayiz. Surekli ertelediginiz bir isi yapmak icin, zihninizde bu isi yapmamanin bedelini ya da bu isi yapmanin keyfini yeterince canlandirmaya calisin. Keyif alma dusuncesi cok daha iyidir. Ertelediginiz bir isi secin ve bunu bir oyuna donusturun. Belli bir zaman diliminde tek bir isle ilgilenin ki diger isler dikkatinizi dagitmasin. ("Gozden irak, gonulden irak.") Bunu yonetilebilir parcaciklara ayirin. Ise baslayin, ilk adimi atin, buyuk ihtimalle isi sonuna kadar gotureceksiniz.
6. Bir "kesintiler defteri" tutun. Ortalama insan, calisirken gunde 50 kez bolunur. Ortalama kesinti, 5 dakika surer. Her gun ortalama 4 saat kesintilerle ugrasilarak gecirilir. Bunlarin pek cogu, yeni siparisler gibi, onemli ve yapmamiz icin bize para odenen islerdir; ama bircogu da cok az deger tasir ya da hic deger tasimaz. Gereksiz kesintileri saptamak ve ortadan kaldirmak icin "kesintiler defteri" tutun. Bir blok kagit edinin ve bunu "Kesintiler Defteri" olarak adlandirin. 6 sutun olusturun: Tarih, Zaman, Kim, Ne, Sure, Degerlendirme. Ilgilendiginiz her kesintinin ardindan, olustugu tarihi ve zamani, bu isi size kimin getirdigini, bir iki sozcukle ne hakkinda oldugunu, ne kadar zamaninizi aldigini ve onem derecesini (A=kritik, B=onemli, C=az onemli, D=onemsiz) kaydedin. Yasaminizda neler olup bittigini daha iyi anlamak icin bu uygulamayi bir hafta ya da daha uzun surdurun. Daha sonra, sonuclari degerlendirin ve az deger tasiyan ya da hic degeri olmayan C ve D kesintilerinin bazilarini ortadan kaldirmak icin harekete gecin.
7. Yetki verin. Hepimizin haftada 168 saati var. Uyumak icin 56, kisisel bakim icin 10 saati cikardiginizda, yapilmasi gerekenleri yapmak icin, geriye pek de fazla zaman kalmaz. Yetki vermek, isleri paylasmak yoluyla zaman kazanmanizi ve boylece kisisel islerinizi daha hizli sonuclandirmanizi saglar. Yetki vermenin zor yani, basitce isi devredebilmektir. Isleri kendimizin yapmasiyla buyuk gurur duyariz. "Bir isin iyi yapilmasini istiyorsan, o isi kendin yapacaksin." Gunluk planlama kapsaminda her gece, ertesi gun yapmaniz gereken ve yapmak istediginiz tum islere bakin. Her iste kendinize sunu sorun: "Zamanimi en iyi bicimde degerlendirmenin yolu bu mu?" Oyle ise yapin. Oyle degilse, bir baskasina aktarmaya calisin. "Bunu ben yapiyorum" ile "Is yapiliyor" arasinda cok fark vardir.
8. Toplanti zamanini yonetin. Iki ya da daha fazla insanin ortak bilgi alisverisinde bulunmak uzere bir araya gelmelerine toplanti denir. Bundan daha kolay ne olabilir? Maalesef toplantilar, katlanmamiz gereken en buyuk zaman oldurucu islerden biri olabilir. Bir toplantidan once sunlari sorun: "Gerekli mi?" ve "Benim olmam gerekir mi?" Her iki soruya da yanit "Hayir" ise toplantiya girmemeyi ya da katilmamak icin kendinize bir ozur bulmayi tercih edin. Daha sonra, toplanti icin, her ise yonelik baslangic ve bitis saatlerinin belirtildigi yazili bir gundem hazirlayin. Yazili gundemi toplantiya katilacaklara iletin. Bir toplantiyi tuzak kurarak uzatmanin anlami yoktur. Katilimcilara neyin tartisilacagini onceden bildirin.
9. Kagitlari yonetin. Gunumuzde, cevremizdeki kagit yiginin altinda ezilmek kolaydir. Ortalama insan, her gun e-posta, telefon, normal posta, notlar, el ilanlari, fakslar, vb. yoluyla yaklasIk 150 mesaj alir. Her gecen gun ayni kagit yiginlarini taramak ve gozden kacan hatalari duzeltmek ile cok fazla zaman kaybedilir. Kagit yiginlariyla bir kez ilgilenmeye ve isi bitirmeye calisin. Bir iki dakika icinde yapilabilecek birsey ise yapin ve kurtulun. Zamaninizi en iyi kullanmanin yolu bu degilse, baskasina aktarin. Tamamlamaniz biraz zaman alacaksa, bu isle ilgilenebileceginiz i dusundugunuz gunu takviminize isleyin ve bir kenara birakin.
10. Bir zaman defteri tutun. Birseyi yonetmek istiyorsaniz, onu olcmeniz gerekir. Zaman defteri, gun icinde zamaninizi aslinda nasil harcadiginizi gorebilmenizi saglayacak, fotograf albumu benzeri, basit ama guclu bir aractir. Zamani harcarken surekli olarak kaydini tutmaniz yeterlidir. Eylemi, onun icin harcanan zamani ve yukarida anlatildigi gibi A, B, C ve D seklindeki degerlendirmenizi kaydedin. Zamaninizi nasil gecirebileceginize dair birkac ornek: Telefon gorusmeleri yapmak, 35 dakika, A; sepet yapmak, 48 dakika, A; toplantiya katilmak, 55 dakika, C; Seda ile telefon konusmasi, D. Zamaninizin nasil gectigini daha iyi anlamak icin, bu uygulamayi birkac gun surdurun. Sonra, bilgiyi analiz edin. Butun A, B, C ve D zamanlarini toplayin. Pek cok insan, zamaninin buyuk bolumunu C ve D gibi az onemli ve hic onemsiz isler icin harcadigini kesfeder. Son olarak, yasaminizdaki gercekten onemli isler icin daha cok zaman kazanmak uzere C ve D gibi isleri azaltacak adimlar atin.
Yazar: Don Wetmore
1. Dengeyi koruyun. Yasaminiz, yedi kritik alandan olusur: saglik, aile, maddiyat, egitim, sosyallik, profesyonellik ve maneviyat. Her gun her alana esit zaman ayiramazsiniz. Ama uzun vadede, her alan icin yeterli miktarda ve kalitede zaman ayirirsaniz, yasaminiz dengelenir. Yok eger bu alanlardan herhangi birini (Iki ya da uc olmasi fark etmez!) ihmal ederseniz, dengenizi yitirir ve basarinizi sabote edersiniz. Sagliginiz icin simdi zaman ayirmazsaniz, daha sonra hastaliga zaman ayirmak zorunda kalirsiniz. Ailenizi ihmal ederseniz, terk edilebilirsiniz ve iliskileri yeniden kurmak daha cok zamaninizi alabilir. Ozellikle kendi isinin sahibi olan kisiler icin dengeyi kurmak zordur, oyle degil mi?
2. Kalemin gucunu kullanin. Zayif bir kalem, en keskin zekadan bile guclu olabilir. Yapilacak isleri bir arac (bir planlayici, kup kagit, avucici bilgisayar, vb.) kullanarak yazma aliskanligi edinin. Zihniniz, detaylardan ziyade resmin butunu konusunda en iyi performansi gosterir. Ayrintilar onemlidir; ama bunlari kalemle yonetin. Birseyi yonetmek istiyorsaniz, once onu olcmelisiniz. Yalnizca gelen siparisleri degil tum isleri not etmek, yapmaniz gereken her seyi daha kolay hatirlamaniza yardimci olur.
3. Gunluk planlama yapin. Soyle bir soz vardir; insanlar, basarisizligi planlamazlar; ama pek cok insan, planlamayi basaramaz. Her aksam oturup elinizin altindaki en degerli kaynagi -onunuzdeki 24 saati- kontrol edebilmek icin zaman ayirin. Isinizi planlayin ve her gun planiniza uygun hareket edin. Bir sonraki gun "yapmaniz gerekenler" ile "yapmak istedikleriniz"in tamamini iceren bir Yapilacak Isler listesi olusturun. Gunluk planiniz olmazsa, dikkatiniz kolayca dagilabilir ve uretkenliginizi artiracak onemli islerle ugrasmak yerine, zamaninizi gurultucu musterilere hizmet vererek harcamak durumunda kalabilirsiniz.
4. Oncelik siralamasi yapin. Yapilacak Isler listenizde, onemli olan ve o kadar onemli olmayan isler olacaktir. Pek cok insanin verimli olmayi istemesine karsin, onemli olan ve o kadar onemli olmayan isler arasinda secim yapmamiz istendiginde, sIklikla, o kadar onemli olmayan isleri seceriz. Bunlar, genel itibariyle, yasamsal islere oranla daha kolay ve hizlidir. Yapilacak Isler listenizde her aksam oncelik siralamasi yapin. Listenizdeki en onemli isin yanina "1" rakamini koyun. Listenizdeki ikinci en onemli isin yanina "2" rakamini koyun, vb. Daha sonra, onem sirasina gore listenizdeki isleri yapin. Listenizdeki her seyi yapamayabilirsiniz; ama en onemli isleri yapmis olacaksiniz. Bu, daha fazla degil, daha akillica calismak ve daha az zamanda daha cok is yapmaktir.
5. Ertelemeyi kontrol edin. Dunyadaki en etkili planlama, yapilmasi gerekenin yapilmasinin yerine gecemez. Onemli isleri erteleriz; cunku, bunu yapmamanin bedelinin ne oldugunu yeterince bilmeyiz ya da bu isi yapmaktan yeterince keyif almayiz. Surekli ertelediginiz bir isi yapmak icin, zihninizde bu isi yapmamanin bedelini ya da bu isi yapmanin keyfini yeterince canlandirmaya calisin. Keyif alma dusuncesi cok daha iyidir. Ertelediginiz bir isi secin ve bunu bir oyuna donusturun. Belli bir zaman diliminde tek bir isle ilgilenin ki diger isler dikkatinizi dagitmasin. ("Gozden irak, gonulden irak.") Bunu yonetilebilir parcaciklara ayirin. Ise baslayin, ilk adimi atin, buyuk ihtimalle isi sonuna kadar gotureceksiniz.
6. Bir "kesintiler defteri" tutun. Ortalama insan, calisirken gunde 50 kez bolunur. Ortalama kesinti, 5 dakika surer. Her gun ortalama 4 saat kesintilerle ugrasilarak gecirilir. Bunlarin pek cogu, yeni siparisler gibi, onemli ve yapmamiz icin bize para odenen islerdir; ama bircogu da cok az deger tasir ya da hic deger tasimaz. Gereksiz kesintileri saptamak ve ortadan kaldirmak icin "kesintiler defteri" tutun. Bir blok kagit edinin ve bunu "Kesintiler Defteri" olarak adlandirin. 6 sutun olusturun: Tarih, Zaman, Kim, Ne, Sure, Degerlendirme. Ilgilendiginiz her kesintinin ardindan, olustugu tarihi ve zamani, bu isi size kimin getirdigini, bir iki sozcukle ne hakkinda oldugunu, ne kadar zamaninizi aldigini ve onem derecesini (A=kritik, B=onemli, C=az onemli, D=onemsiz) kaydedin. Yasaminizda neler olup bittigini daha iyi anlamak icin bu uygulamayi bir hafta ya da daha uzun surdurun. Daha sonra, sonuclari degerlendirin ve az deger tasiyan ya da hic degeri olmayan C ve D kesintilerinin bazilarini ortadan kaldirmak icin harekete gecin.
7. Yetki verin. Hepimizin haftada 168 saati var. Uyumak icin 56, kisisel bakim icin 10 saati cikardiginizda, yapilmasi gerekenleri yapmak icin, geriye pek de fazla zaman kalmaz. Yetki vermek, isleri paylasmak yoluyla zaman kazanmanizi ve boylece kisisel islerinizi daha hizli sonuclandirmanizi saglar. Yetki vermenin zor yani, basitce isi devredebilmektir. Isleri kendimizin yapmasiyla buyuk gurur duyariz. "Bir isin iyi yapilmasini istiyorsan, o isi kendin yapacaksin." Gunluk planlama kapsaminda her gece, ertesi gun yapmaniz gereken ve yapmak istediginiz tum islere bakin. Her iste kendinize sunu sorun: "Zamanimi en iyi bicimde degerlendirmenin yolu bu mu?" Oyle ise yapin. Oyle degilse, bir baskasina aktarmaya calisin. "Bunu ben yapiyorum" ile "Is yapiliyor" arasinda cok fark vardir.
8. Toplanti zamanini yonetin. Iki ya da daha fazla insanin ortak bilgi alisverisinde bulunmak uzere bir araya gelmelerine toplanti denir. Bundan daha kolay ne olabilir? Maalesef toplantilar, katlanmamiz gereken en buyuk zaman oldurucu islerden biri olabilir. Bir toplantidan once sunlari sorun: "Gerekli mi?" ve "Benim olmam gerekir mi?" Her iki soruya da yanit "Hayir" ise toplantiya girmemeyi ya da katilmamak icin kendinize bir ozur bulmayi tercih edin. Daha sonra, toplanti icin, her ise yonelik baslangic ve bitis saatlerinin belirtildigi yazili bir gundem hazirlayin. Yazili gundemi toplantiya katilacaklara iletin. Bir toplantiyi tuzak kurarak uzatmanin anlami yoktur. Katilimcilara neyin tartisilacagini onceden bildirin.
9. Kagitlari yonetin. Gunumuzde, cevremizdeki kagit yiginin altinda ezilmek kolaydir. Ortalama insan, her gun e-posta, telefon, normal posta, notlar, el ilanlari, fakslar, vb. yoluyla yaklasIk 150 mesaj alir. Her gecen gun ayni kagit yiginlarini taramak ve gozden kacan hatalari duzeltmek ile cok fazla zaman kaybedilir. Kagit yiginlariyla bir kez ilgilenmeye ve isi bitirmeye calisin. Bir iki dakika icinde yapilabilecek birsey ise yapin ve kurtulun. Zamaninizi en iyi kullanmanin yolu bu degilse, baskasina aktarin. Tamamlamaniz biraz zaman alacaksa, bu isle ilgilenebileceginiz i dusundugunuz gunu takviminize isleyin ve bir kenara birakin.
10. Bir zaman defteri tutun. Birseyi yonetmek istiyorsaniz, onu olcmeniz gerekir. Zaman defteri, gun icinde zamaninizi aslinda nasil harcadiginizi gorebilmenizi saglayacak, fotograf albumu benzeri, basit ama guclu bir aractir. Zamani harcarken surekli olarak kaydini tutmaniz yeterlidir. Eylemi, onun icin harcanan zamani ve yukarida anlatildigi gibi A, B, C ve D seklindeki degerlendirmenizi kaydedin. Zamaninizi nasil gecirebileceginize dair birkac ornek: Telefon gorusmeleri yapmak, 35 dakika, A; sepet yapmak, 48 dakika, A; toplantiya katilmak, 55 dakika, C; Seda ile telefon konusmasi, D. Zamaninizin nasil gectigini daha iyi anlamak icin, bu uygulamayi birkac gun surdurun. Sonra, bilgiyi analiz edin. Butun A, B, C ve D zamanlarini toplayin. Pek cok insan, zamaninin buyuk bolumunu C ve D gibi az onemli ve hic onemsiz isler icin harcadigini kesfeder. Son olarak, yasaminizdaki gercekten onemli isler icin daha cok zaman kazanmak uzere C ve D gibi isleri azaltacak adimlar atin.
Yazar: Don Wetmore
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



